Bilmece Nedir? Bilmece Ne Demek, Kısaca Bilgi

Bilmece Nedir?

Bilmece nedir, ne demektir? Bilmece nasıl sorulur, çeşitleri nelerdir, Bilmeceler hakkında kısaca bilgi.
Bilmece, bir şeyin adını söylemeden niteliklerini üstü kapalı bir biçimde anlatarak o şeyin ne olduğunu karşısındakine bırakan, eğlendirci söz kalıplarıdır.
Aynı biçimde sorulur, yanıtı da baştan kabul edildiği gibi kalır. Kesinleşmiş yanıtını büyük bir beceriyle sorusu içinde kurnazca hatta bazen şaşırtmaya çalışarak gizler. Bilmek fiilinden türemiş bir ad olan bilmeceye karşılık halk bulmaca, muamma adlarını da kullanmıştır. Günümüzde bulmaca sözcüğü gazete ve dergilerde resimler, çizgiler ya da başka yollarla bir sözcüğü, bir cümleyi buldurma oyunu için kullanılmıştır. Bulmacada soruyu görsel yollarla hazırlayan kişi bellidir. Bilmecelerde ise soran belli değildir. İlk söyleyicisi bilinmeden, bölgelere, ülkelere yayılarak bize ulaşmıştır. Soru, yanıt biçimiyle geleneksel edebiyat içinde bir tür olarak yaşayan bilmeceler eski çağlarda bir zeka yarışı haline getirilmiştir. Yazının yaygınlaşmasıyla derlenen bilmeceler daha çok çocuklar için bir zihin jimnastiği olarak yayımlanmıştır.
Bilmeceler biçim ve konu bakımından gruplandırılmaktadır. Biçim bakımından bilmecelerin dar sınırlar içinde sıkışıp kalmadığı görülür. Söyleme biçimleri, sorularını nasıl sordukları, yanıtlarının tek ya da çok olmaları bakımından çeşitlilik gösterirler.
Türk halk bilmeceleri çok çeşitli ve zengindir. İlk kez XI. yüzyılda “Divânü lûgati’t Türk” adlı sözlükte yazıya geçmiştir. Bilmecelerin yer aldığı ikinci kitap XTV. yüzyılda Kıpçak Türklerine ait “Kuman Metinleri” adlı sözlüktür. Cumhuriyetten sonra halk edebiyatını derleme çalışmaları içinde birçok bilmece kitabı yayımlanmıştır. Tüm bilmeceler Prof. İlhan Başgöz tarafından ‘Türk Bilmeceleri” adlı iki ciltte toplanmıştır. Bilmeceler Pertev Naili Boratav başta olmak üzere halk edebiyatı içinde bilimsel olarak ele alan çalışmaların konusu olmuştur. Radyo ve televizyon öncesinde köy kahvelerinde, kış geceleri evlerde bilmece eğlenceli bir yarışma biçiminde sorulurdu.
Bilmeceyi söyleyen kişi sorduktan sonra yanıtını beklerdi. Çözecek olan taraf biliyorsa hemen söylerdi. Bilmiyorsa bilmeceyi söyleyen kişiye “Canlı mı?”, “Yenir mi?”, “Elle tutulur mu?”, “Sizde var mı?”, “Bizde var mı?” gibi sorular yöneltir. Aldığı “evet ya da “hayır” yanıtlarıyla bilmeceyi çözmeye çalışırdı.

Bilgi Dünyası kategorisine gönderildi | Yorum yapın

Güneş Saati Nedir? Nasıl Kullanılır? Tarihçesi

Yer kürenin saydam olduğu ve merkezinde bir gözlemci bulunduğu varsayılırsa, bu gözlemci için zamanın ölçülmesi bir sorun yaratmaz. Dünya’nın, Güneş’e göre kendi ekseni çevresinde dönmesi sonucu Güneş, 24 saatte ancak bir kez aynı boylam çizgisini keser. Yalnız, 24 saatte bir yinelenen bu kesim noktası, mevsim değişikliklerinden ötürü, biraz daha kuzeyde ya da güneyde yer alabilir. Güneş’in hareketini izlemek için, 24 eşit saat aralığına bölünmüş dairesel bir kadran, ekvator düzlemine oturtulur ve merkezine düşey bir çubuk (dünyanın dönme eksenine paralel) yerleştirilir. Artık mevsim ne olursa olsun, çubuk gölgesinin ucu, her gün aynı saatte aynı doğrultuyu gösterecektir.
Ne var ki, Güneş hareketinin yıl boyunca değiştiği, bu yüzden de güneş saatinin, duyarlı bir mekanik saatle karşılaştırıldığında on beş dakika kadar ileri ya da geri olduğu görülür. Bunun nedeni, Yer’in Güneş çevresindeki yörüngesinin tam bir daire değil, bir elips biçiminde olmasıdır. Güneş, elipsin merkezlerinden biri üstünde bulunmaktadır. XVII. yy’da Keplerin ortaya koyduğu gibi, Yer, Güneş’e yakınken daha hızlı hareket eder. Dolayısıyla Güneş, bazen ortalama yerinin ilerisinde, bazen de gerisinde kalır. Normal saat zamanı ile güneş saati zamanı arasında ortaya çıkan bu farka, “zaman dengelemesi” denir. Zaman dengelemesindeki değişiklikler her yıl aynıdır ve hesaplanabilir.
İlk bakışta karmaşık görünmesine karşın, en yalın güneş saati düzenlerinden biri, halkalı güneş saatidir. Bir küre iskeleti biçimindeki halkalı güneş saatinin, merkezden geçen ekseni eğiktir. Eğimli eksen, saat milidir. Zaman aralıkları eşit bölmeler halinde bir halkaya işaretlenmiş ve saat miline dik bir düzlem içine yerleştirilmiştir. Mil, o yerdeki enlem açısına eşit bir eğimle, kuzey-güney doğrultusunda yerleştirilir. Bu durumda mil, Yerin dönme eksenine paraleldir. Bu tür güneş saatinin bir olumsuz yanı vardır: Halka dikkatli yapılmamışsa, Güneş’in tam ekvator üstünde bulunduğu, mart ve eylül aylarında (gece ile gündüzün eşit olduğu zamanlar), saat birkaç gün çalışmaz. Ekvatorla çakıştırılmış olan halka, gece ile gündüzün eşit olduğu günlerde (ılım) kendi ışığının önünü keser. Dolayısıyla halkalar ya tam olarak kapatılmazlar ya da deliklerden bir miktar ışık geçebilecek biçimde düzenlenirler.
İstenilen bir yüzey üstüne, mil ile birlikte zaman işaretlerinin de izdüşümü aktarılarak, düzlemsel güneş saatleri yapılabilir. Batı ülkelerinde birçok eski kilisenin duvarında, doğrudan doğruya Güneş’e bakmayan güneş saatleri bulunur. Bunlarda da saat mili, Yer’in dönme eksenine paralel kalacak bir açıyla duvara yerleştirilmiştir. Mil gölgesinin yalnız uç noktasının okunduğu yerlerde, mil, duvara dik açılı olarak da yerleştirilebilir.

Güneş saatleri, çok eski dönemlerden başlanarak kullanılmıştır. İlk örneklerine eski Mısır’da rastlanır. Romalıların da yarıküre biçiminde güneş saatleri yaptıkları, ayrıca, taşınabilir güneş saatleri de kullandıkları bilinmektedir: Daha sonraları yapılan taşınabilir güneş saatleri, enleme göre ayarlanabiliyor ve meridyeni bulmak için pusulayla birlikte kullanılıyordu Ama Romalılar, kuzeyin nasıl bulunduğunu bilmediklerinden, zamanı, düşey gölge çubuğunun gölgesinin uzunluğuyla ölçmüşlerdir. Verilen bir enlemde Güneş, yılda ancak iki kez gökyüzünde aynı noktada bulunduğundan, yılın farklı zamanları için farklı ölçekler kullanılmıştır.

Nedir kategorisine gönderildi | Yorum yapın

Knut Hamsun Açlık Kitabı Özeti

Knut Hamsun Açlık Kitabı Özeti Kısaca
Andreas, kiralık bir odada yarı aç, sefil bir hayat sürmektedir. Çok yoksuldur. Birkaç gazetede yayınlanan yazısından aldığı paralarla karnını doyurmaya çalışmaktadır. Yazlan çoğu zaman parklarda kalmakta, yazılarını da sokaklarda yazmaktadır. Çok aç kaldığı zaman üstündeki eski püskü giysilerini satarak karnını doyurmaktadır. Fakat asla ideali olan yazarlıktan vazgeçmez. Andreas sokaklarda yazarlığı için çok zengin bir malzeme ile karşılaşır. Hiç tanımadığı insanlarla dost olur, onlar hakkında zihninde hayaller kurar. Hayal gücü çok geniştir. Yazma tutkusu ona inanılmaz şeyler yaptırır. Sürekli zihnindeki kurgularla gerçeği birbirine karıştırır.
Andreas, iş bulmak için pek çok yere başvurur. Fakat hiçbir yer onu işe almaz. Yavaş yavaş aç kalmaya başlar. Bu arada kaldığı odasının da kirasını ödeyemez. Çok gururlu olduğu için bu durumdan utanır. Bugünlerde yardımına bir yazısı koşar. Bir gazetede yazısı yayınlanmıştır ve karşılığında 10 kron verilecektir. Andreas çok mutlu olur. Kirasını öder ve durumu biraz düzelir.
Andreas’in rahat günlerinin üzerinden az bir zaman geçmiştir. Yine parası tükenmiştir. Açlık dayanılmayacak hâle gelmiştir. Sokaklarda soğuk ve açlığın etkisiyle zihni bulanmaya başlar. Hayaller görür. Geceleri ahırdan bozma bir teneke imalathanesinde uyumaktadır. Andreas, gururundan hiçbir yardımı kabul etmez. Gözlüğünü rehineye vermeye çalışır; fakat adam almaz. Açlıktan ne yapacağını şaşırmış durumdadır. Artık yerde bulduğu bir portakal kabuğunu kemirmek zorunda kalır. Dilinin altına bir taş koyarak açlığını bastırmaya çalışır. Gururunu bir kenara bırakıp dilenmeye kalkışır; fakat bir şey elde edemez. Açlıktan mecali kalmamıştır. Rehineye gidip ceketinin dört düğmesini vermeye çalışır. Adam, bunu da kabul etmez. Oradan ayrılırken bir dostu ile karşılaşır. Arkadaşı da fakir biridir. Fakat ona acır ve bir miktar para verir. Andreas bir hafta tok gezer.
Andreas’in gazeteye verdiği yazılar da üslubu ağır gerekçesiyle basılmaz. Yine açlık günleri başlar. Sefaletin pençesine düşmüştür. Açlık dayanılmaz boyutlara gelince parmağını ısırır ve kanını emerek yaşamaya çalışır. Her şeye rağmen yazmakta ve yazmaktan asla vazgeçmemektedir. Fakat yazı yazarken mumu biter. Bakkaldan ödünç mum istemeye gider. Orada bir kadınla karşılaşır. Bakkal, kadının verdiği parayı Andeas verdi zannederek paranın üstünü Andreas’in avucuna bırakır. Andreas, aç olduğu için almaya mecbur kalır. Karnını bir lokantada doyurur. Fakat midesi uzun zamandır açlığa alıştığı için yemeklerin hepsini çıkanr. Yolda bakkalda gördüğü kızla karşılaşır ve onunla uzun zaman sohbet eder. Kıza âşık olmuştur. Yalnız kızın hayal mi gerçek mi olduğundan emin olamaz. Yolda bir kaza geçirir ve ayaklan ezilir.
Andreas, açlıktan ne yapacağını bilemez. En sonunda bir kasaba gider ve köpekleri için kemik ister. Kemikleri kemirerek açlığını gidermeye çalışır. Yollarda onun perişanlığına acıyan bir komutan ona para verir. Böylece açlıktan ölmekten kurtulur. Bir süre karnını bu parayla doyurur.
Andreas’in artık açlıktan yazmaya mecali kalmamıştır. Pansiyon sahibi de artık parayı ödemediği için onu çıkarmak istemektedir. Bir akşam, kendini kapıda bulur. Artık dayanacak gücü kalmamıştır. Rıhtıma gider ve İngiltere’ye gitmek üzere bir gemiye tayfa olarak yazılır. Hayallerinden ayrılarak İngiltere’ye doğru yol alır.

Kitap Özetleri kategorisine gönderildi | Yorum yapın

Ramazan Bayramında Neler Yapılır?

Ramazan Bayramında Neler Yapılır? Neler Yapmalıyız.
Bayramlar sevinç ve mutluluk günleridir. Bu günler için bazı hazırlıkların yapılması gerekmektedir. Evin temizliği bu işlerin başında gelmektedir. Bayramdan önce evin içi, köşe bucak iyice temizlenir. Bu temizliğe bütün ev halkı iştirak eder. Büyükler ve küçükler yıkanır, bayrama hazırlanırlar. Bayram sabahı namazdan önce boy abdesti alınır. Ramazan bayramı sabahında namaza gitmeden önce tatlı bir şeyler yemek adetlerimiz arasındadır. Bayramlarda sabah erken kalkıp sabah namazını camide cemaatle kılmalıdır. Güler yüzlü, neşeli olup, güzel kokular sürünüp temiz giyinmelidir. Eğer bütçemizde o yıl için yeni bir şeyler almak üzere para ayırmışsak alacağımız şeyleri bayrama denk getirmeli, yeni ve temiz giyinmelidir.
Bayram, insanlara hem kıyamet gününü, hem de bu günü, etrafında bulunan dost ve akrabalarını düşündürür. Bu bakımdan arife günü veya bayram günlerinde kabirler ziyaret edilmeli, ayrıca bu günlerde bol bol dua edilerek af dilenmelidir.
Kaynak: 21 Yüzyılın Eşiğinde Örf ve Adetlerimiz, ( Türk Töresi) Basım Yılı 1997

Kültür kategorisine gönderildi | Yorum yapın

Cenaze Namazı Nedir? Nasıl Kılınır? Cenaze Nasıl Taşınır?

Cenaze namazı nedir? Namaz nasıl kılınır? Cenaze nasıl taşınır, nelere dikkat etmek gerekir.
Musalla taşına cenaze namazı için konan tabutun yanında büyük şehirlerde ayaklı cenaze çelenkleri yer alır. Kesme çiçeklerden yapılma cenaze çelenkleri yerine sabit çelenklerin kullanılması, çelenk bedelinin hayır kurumlarına, vakıflara bağışlanması günümüzde geleneklerimiz arasına girmiştir. Ölünün elbiselerinin ve kullandığı bazı eşyaların fakirlere dağıtılması da hayırla anılması için bir sebep teşkil etmektedir.
Cenaze namazları şart olmamakla birlikte, genellikle vakit namazından sonra ve cami dışında kılınır. Vakit namazı için camiye gelmiş olanların böylece cenaze namazına da katılmaları sağlanır. Düşüğe, ölü doğan çocuğa namaz kılınmaz. Sadece adı konarak yıkanır ve bir beze sarılarak gömülür. Canlı doğup az sonra ölen çocuk yıkanır, kefenlenir ve cenaze namazı kılınır. İntihar eden, idam edilen kişiler yıkanır, kefenlenir ve cenaze namazları kılınır. Bile bile annesini, babasını öldürenin, müsademede öldürülen eşkıyanın namazı kılınmaz. Cenaze namazını yalnızca erkekler kılarlar. Tabutun önünde imam durur. Arkasında erkeklerden oluşan cemaat sıralanır. İmamın yönetiminde 4 tekbirden oluşan cenaze namazı kılınır. Selam verildikten sonra imam namaz kılanlara;
“Ey cemaat, bu ölüyü nasıl bilirsiniz?” diye sorar. Onlarda; “İyi biliriz, Allah rahmet eylesin” derler.
Cenaze namazında bulunmak, cenazeyi taşımak, define iştirak etmek milletimizin çok takdir ettiği davranışlardır. Dinen bu davranışların çok sevabı olduğu belirtilmiştir. Namazdan sonra, tabut omuzlara alınarak küçük yerlerde mezarlığa, büyük şehirlerde cenaze arabasına kadar taşınır.
Cenaze Nasıl Taşınır?
Cenaze taşımanın da bir usulü vardır. Önce tabutun baş tarafındaki sol kol sağ omuza alınarak bir kaç adım yürünür, sonra ayak tarafındaki sol kola geçirilir, on adım daha taşınır. Sonra ön sağ kol omuza alınarak yürünür, son olarak arka sağ kola geçilir. Tabutu koşarak veya ağır ağır taşımak uygun bulunmaz. Cenazenin önünden yürümeye men eden dini bir kural yoksa da genelde arkasından yürünmesi benimsenmiştir Cenazeyi Kur’an-ı Kerim okuyarak dua ederek takip etmek gerekir. Cenaze töreninde gülmek, boş sözler söylemek ayıplanan davranışlardır. Önünden cenaze geçen insanlar ayağa kalkarlar, saygı durumunda bulunurlar ve ölenin ruhu için fatiha okurlar.
 Kaynak: 21 Yüzyılın Eşiğinde Örf ve Adetlerimiz, ( Türk Töresi) Basım Yılı 1997
Cenaze Namazı Nedir, Kaç rekattır,  hangi dualar edilir, Cenaze Namazı Nasıl Kılınır?

Cenaze namazı

İslam dinine göre, ölenin namazının kılınması için, bir takım koşullar gerekmektedir. Bu koşullar şöyle sıralanmaktadır:

  1. “Ölünün Müslüman olması,
  2.  Tarifat veçhile yıkanmış olması,
  3. Tabutun cemaat önünde olması,
  4. Ölünün bütün vücudunun veya başı ile beraber  yarısının tabutun içinde bulunması,
  5. Cemaatin ayakta bulunması,
  6. Ölünün, cenaze namazı kılınacak ve cemaat toplanacak yerde bulunması,
  7. Cenaze namazını kıldıracak imamın, Kıbleye karşı, yere yakın bir yere konmuş olan tabut içindeki ölünün göğsü hizasına durması lazımdır.

Cenaze Namazı Nasıl Kılınır
Cenaze namazı dört tekbirden meydana gelir. Musalla taşı üstüne konulan cenazenin önünde imam durur, cemaat da imamın arkasına sıralanır. Gerekli duaları okunduğu cenaze namazı şöyle kılınır: “İmam, Allahu ekber” diyerek birinci tekbiri alırken ellerini kulakları hizasına götürür, tekbirden sonra da ellerini göbeğinin altında bağlar. Cemâat de imamla birlikte ellerini kaldırarak içlerinden tekbir alıp ellerini göbekleri altında bağlarlar. Bundan sonra imam ellerini kaldırmaksızın açık sesle ikinci tekbiri alırken cemaat de içlerinden imama iştirak ederler. İmam ve cemaat üçüncü tekbiri alır. İmam ve cemaat yine aynı şekilde dördüncü tekbiri alır almaz hiçbir şey okumadan ellerini iki tarafa salıverirler. Sonra da evvela sağ tarafa, sonra sol tarafa birlikte selam verirler. Selam verirken de ölü, cemaat ve melekler niyet edilir.”
Cenazenin kadın, erkek çocuğu ve kız çocuğu oluşuna göre namazda okunması gereken dualar değişir.
Namazı kılınan ölü hakkında bir çeşit aklama yapılır. İmam oradakilere: “Ey cemaat, bu ölüyü nasıl bilirsiniz?” diye sorar. Onlar da “İyi biliriz, Allah rahmet etsin” diye cevap verirler.
Bundan sonra cenaze omuzlar üzerine alınarak gömülmek için mezarlığa götürülür.

Nedir kategorisine gönderildi | Yorum yapın